DERNEGIMIZ SITESINDE YAYINLANMAK UZERE REKLAM VERMEK ICIN LUTFEN info@notid.no ADRESI ILE ILETISIME GECINIZ.
Duyurular

NORVEC PAZAR ARASTIRMASI 

DANISMANLIK HIZMETLERI HAKKINDA

Turk firmalarimiz Norvec genelinde pazar arastirmasi ve danismanlik hizmetleri icin, Dernek yonetim uyemiz Sn.Özgur Levent Katirci bey ile iletisime gecmeleri rica olunur.

info@norpos.no

http://norpos.no/

 


DUYURU

 

01.03.2016 Tarihinden itibaren reklam alanlarimiz ucrete tabii olup uyelerimiz icin uygun paket hizmetleri sunulmaktadir .

DETAY

www.efesolutions.no


İstanbul Hava Durumu
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 7,3877   7,4010
EURO 8,9635   8,9797
       
İş Verenler
T.C. OSLO BÜYÜKELÇİLİĞİ TİCARET MÜŞAVİRLİĞİ PERSONEL ALIM İLANI E-posta: oslo@ticaret.gov.tr Telefon: + 47 21 39 39 72
Anket
Derneğimizin Çalışmalarını Nasıl Buluyorsunuz?


 
Sitemizi Tavsiye Ediniz
Sitemizi arkadaşlarınıza tavsiye ederseniz memnun kalırız.
 
  
Cumhurbaşkanımız Stine’ye sahip çıkamaz mı?
 
 

İki kadın var; Nuriye Gülmen ve Stine Gulbrandsen.
Biri Türkiye’de, diğeri Norveç’te yaşıyor.
Tanıdığınızı sanıyorsunuz ama önce ilk kadını; Nuriye Gülmen’i anlatalım:
Son olarak Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi.
Ona akademisyen diyorlar.
9 Mayıs 2012'de Kütahya’da yapılan bir terör örgütü operasyonunda gözaltına alınarak Sincan F Tipi Cezaevi’ne gönderilen, 2013'te Gezi vandalları arasında yıkıcı eylemlere karıştığı için tutuklanarak 109 gün cezaevinde yatan, 2015'te ise Eskişehir'de yine bir terör örgütü adına faaliyet yürüten şahıslara yönelik yapılan operasyonda yakalanarak gözaltına alınan ve “Terör Örgütü Propagandası Yapmak, Suçu ve Suçluyu Övmek” suçlarından defalarca tutuklanan bir “akademisyen”den bahsediyoruz. 
Bu yüzden geçen yıl KHK ile ihraç edildi.
270 gündür de yine hakkında dört soruşturma olan ve öğretmenlikten ihraç edilen ekürisi Semih Özakça ile “açlık grevi” adı altında bir gösteri sunuyorlar. Batı medyası ve işbirlikçi yerli yandaşları da onların lastik gibi uzatılan “açlık grevi’ni ısıtıp ısıtıp Türkiye’nin önüne sürüyor, ülkemize “insan hakları dersi” veriyorlar. Nuriye Gülmen’in hakkındaki kabarık suç dosyası ise unutulup gidiyor böylece.
Tezgâh gayet güzel.
 
STİNE GULBRANDSEN DE AÇLIK GREVİNDE
 
Aşağıda fotoğrafı olan Stine Gulbrandsen dediğimiz gibi Norveç’te yaşıyor.
Bir anne. Yıkılmış, perişan edilmiş ve çaresiz bırakılmış bir anne.
Çünkü kucağındaki dünya tatlısı iki çocuğu, Norveç'te, adı Barnavernet olan, aslında çocuk ticareti yapan "çocuk esirgeme kurumu"nun elinde.
 

Yıllardır uydurma nedenlerle elinden alınan çocuklarının hasretiyle yanıp tutuşan onlara kavuşabilmek için Stine Gulbrandsen şimdi AÇLIK GREVİNE başladı.
Ama Nuriye Gülmen’inki gibi çakma değil, harbiden açlık grevi.
Tesadüfe bakın, Stine Gulbrandsen de cezaevinde iki ay hapis yatmış bir kadın. Ama o bir terör suçundan cezaevinde yatmadı.
O sadece çocuklarını istiyordu.
Stine iki yıl önce çocuklarıyla buluşabildiği ender zamanlardan birinde küçük kızının anlattıklarından onun yurtta tacize uğradığını anladı ve kurum müdürünün yanına giderek durumu iletti.
Lâkin acımasız ve kötü ruhlu kurum müdüründen aldığı cevap, herkesi çılgına çevirecek cinstendi:
“Senin kızın da buna izin veriyor demek ki...”
Bir anda gözü dönen Stine Gulbrandsen, yerde süs olarak duran bir madenci heykelinin çekicini aldığı gibi yönetici kadına fırlattı. Ahlaksız kadının bir yerine isabet etmedi ama Stine iki ay hapis yattı.
İstanbul’a gelmişti, programıma konuk olmak için.
“Dönüşte gidip teslim olacağım” demişti.
Bu konuyu öyle çok işledim ki ATV Avrupa kanalındaki Avrupa’da Gündem programında. Pek çok mağduru konuk edip dertlerini paylaştık seyircilerimizle. Daily Sabah gazetesi de çok ayrıntılı bir araştırma analiz-haber yayınladı Ayla Terzioğlu imzasıyla.
 
BORSADA İŞLEM GÖREN “ÇOCUK ESİRGEME KURUMU”
 
Stine Guldbrandsen gibi binlerce aileyi perişan eden Barnavernet’nin dosyası hayli kabarık.
Evet, Barnavernet alenen çocuk ticareti yapıyor. Bunu ajitasyon olsun diye söylemiyorum. Barnavernet aynı zamanda özerk bir şirkete dönüştürülmüş durumda ve şirketin en büyük hissedarı da Norveç'in zengin ailelerinden biri olan Wallenberg ailesi. Dahası “Çocuk esirgeme kurumu” adı altındaki bu şirket Norveç borsasında işlem görmekte. Norveç devleti çocuk başına şirkete yüklü paralar verdiği için, ailelerin elinden ne kadar çocuk alırlarsa o kadar çok para kazanıyorlar. Nitekim şirket çalışanları her çocuğu ailelerinden kopardıklarında pasta kesip kutlama yapıyorlar, çünkü çocuk başına yüklü miktarlarda prim alıyorlar.
Bu barbarca çocuk istismarından ve ticaretinden Türk ve göçmen aileler de etkileniyor. Bazı Türk aileler çocuklarını kaçırıp Türkiye’ye yerleştiler. Onlar arasında Türklerle evlenen Norveç orijinli insanlar da var.
 
NURİYE DİYE SAYIKLAYAN BATI, STİNE’YE KÖR VE SAĞIR
 
Sonuçta Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’yı gündemde tutarak ülkemizi demokrasi üzerinden sıkıştırmaya çalışan Batı, çocuk ticareti yapan Barnavernet’ye ve Stine Gulbrandsen’e kör, sağır ve dilsiz. 
Teröristlere insan hakları kavramı üzerinden sahip çıkacak kadar riyakâr olan Batılı ülkelerin yöneticilerine ve medyasına gerçek insan hakları dersini vermek için ülkemizin Stine Gulbrandsen ve Norveç’teki insan hakları savunucularına sahip çıkması gerekir.
Bu yüzden Cumhurbaşkanımıza, Devletimize, Hükûmetimize ve Dışişleri Bakanlığı’na sesleniyorum:
Lütfen Stine’nin çığlıklarına kulak verin!.....

Fuat Ugur 


15.10.2020 Okunma Sayısı: 739



Yazdır

 
 Norwegian
 Norveç’te, çocuk esirgeme kurumu altındaki Barnavernet adlı şirket (Çünkü borsada işlem görüyor), çocuk başına devletten yüklü miktarlarda para aldığı için göçmen ya da Norveç orijinli dinlemiyor, ne kadar çocuk varsa topluyor, ailelerinden koparıyor. Düşünün, Norveç’teki 40 çocuktan biri bu kurumun elinde. Resmen çocuk ticareti yapıyorlar. Bu şirketin iki çocuğunu elinden aldığı anneleri Stine Gulbrandsen de üç gün önce açlık grevine başladı. Yazımda Batı'nın Nuriye Gülmen gibi defalarca terör eylemleri nedeniyle hapse girip çıkmış bir kadının açlık grevi üzerinden Türkiye’ye “Demokrasi ve insan hakları” kavramlarıyla yüklendiğini hatırlattıktan sonra Stine Gulbrandsen’in dramını anlattım. Ben de bu yüzden Cumhurbaşkanımız Stine’ye sahip çıkamaz mı diye seslendim. Yani Batı’nın bu ikiyüzlülüğünü, Nuriye Gülmen’e sahip çıkarken Stine Gulbrandsen’e kör, sağır ve dilsiz olmasını gündeme getirebiliriz diye düşünmüştüm. Düşünüp duruyoruz işte. Ama duyan yok. Ama Batı öylesine demokrasi çifte standardına sahip ki. Bunu bir kez daha ispat etti. Norveç devleti ve bu çocuk ticareti yapan şirket, yani Barnavernet, TGRT tarafından yapılan haberin YouTube’a yüklenen videosunu yasaklattı. Durum bundan ibarettir. Batı bize fırsatları altın tepside sunuyor, biz de köpekle mütekabiliyet arıyoruz.Köpekli ritüeller ve yanlış anladığımız mütekabiliyet Önce Avusturya başladı. Viyana’dan Türkiye’ye gelen Türk yolcuların üzerleri tam bir Nazi yöntemiyle polis köpeklerine arattırıldı. Kıyameti kopardık ve geciktirilmeden aynını biz de Avusturya’dan Türkiye’ye gelen ya da İstanbul’dan Viyana’ya giden Avusturyalı turistlere uyguladık. Gururumuz okşandı, “İşte budur” dedik. Önceki gün de Münih’e inen Türk yolcular havaalanında bu kez Alman polisleri ve yanındaki köpekler tarafından arandı. Kıyamet koptu ve yine anında tepki verdik. Atatürk Havalimanı’na inen Alman turistlere biz de aynı muameleyi yaparak köpeklerle üzerlerini aradık. Yine çok sevindik. Tebrikler ve kesintisiz alkışlar. Yazılanlara ve verilen demeçlere bakılırsa bu mütekabiliyet gereğiydi. Aslında kısasa kısas ya da bazı gazetelere göre misilleme de denebilir. Hepsi fiyakalı karşılıklar. Peki. Biraz geriye dönelim o vakit. Önce bireysel bir anekdot. Geçen eylül ayında Fethiye’deydik. Monta Verde adlı bir otelde kaldık. Otel dâhil, tüm Belcekız (Ölüdeniz) ve Fethiye binlerce İngiliz turistle kaynıyordu. Otelin sahibesi Ümran Hanım Türkiye gazetesi yazarı olduğumu ve Medya Kritik programını çevredeki insanların beni tanımasıyla öğrenmiş. Sözcü okuyan biri olmasına rağmen çok ilgi gösterdi ve epey sohbet ettik. Çok zarif bir hanım zaten. Turizmden konuştuk tabii. Bana bu yıl epey toparladıklarını ama gelecek yıl rezervasyonlarının tamamen kapandığını belirterek mutlu bir ifadeyle “Şükür eski günlere dönüyoruz galiba” dedi. Aklımdakini ona da sordum, “Ya müşteri çeşitliliği nedir” diye. Bu kez sadece İngilizler değil, Almanlar, İtalyan ve İspanyollar, Latin Amerikalılar da çok varmış. Bu daha da iyiydi. Ardından bu köpekle arama ritüellerinden önce Türk basınında bir haber çıktı. Almanya’dan gelecek turist sayısında önümüzdeki sezon yüzde 20 artış bekleniyordu. Erken rezervasyonlar bunu ortaya koyuyordu. Ama görüyoruz ki bu köpekli aramalarla âdeta önümüzdeki sezonun turizm atağı sabote edilmekte. Beyler, hanımlar! Almanya’dan ya da Avusturya’dan gelen turistler zaten ülkelerindeki tüm olumsuz propagandalara ve oluşturulmak istenen çarpık algıya aldırmadan Türkiye’ye gelen insanlar. Hatta daha kötüsü iş adamları var aralarında. Biz ise Almanlarla Avusturyalıların gazına gelip bu insanlara köpek muamelesi çekiyoruz. Şöyle biraz sakin düşünsek ve tepkisel değil de stratejik aklı devreye soksaydık eğer, mütekabiliyet ya da kısasa kısas diye onların yaptıklarının aynını değil, tam tersini yapardık. Misal gelen Alman ve Avusturyalı turistlere kendi ülkelerinde yapılan muamelenin fotoğraflarının basıldığı iki sayfalık broşürleri takdim eder, onları çiçek ve lokumlarla karşılar ya da uğurlardık. Ama tabii milliyetçiliği okşamak çok kolay. Gururumuzu bu yolla tatmin etmek de. Oysa bu bir provokasyon, anlamak çok mu güç? Avusturya’da bir denediler, baktılar ki kolayca gaza geliyoruz. Hadi bakalım bir tane daha. Bir parça soğukkanlı olabilsek oyunu görür ve çok daha akılcı formüller bulabiliriz. Çocuklar Duymasın’daki Dominant Teyze gibi “Neyyse” demekten başka bir şey kalmıyor geriye.
 


 DİĞER HABERLER





















Üye Giriş Paneli
E-posta:    
Şifre:       
Şifremi unutum
Başkan'ın Mesajı
Aidat Borcu Sorgulama
 
 
İhale Dosyalı Talep Formu
Ziyaretçi Bilgileri
Bugün: 66
Dün: 85
Toplam: 149236